Avukat Avukatlar Yargı Yargıtay Yargının, darbe kültürü ile ilişkileri oldum olası eleştiriye tâbi tutulmuştur. Salim Başol’lar, sokağa çıkma yasağı biter bitmez konseye bağlılık ve şükranlarını sunmaya koşan yüksek yargı mensupları Yargının, darbe kültürü ile ilişkileri oldum olası eleştiriye tâbi tutulmuştur. Salim Başol’lar, sokağa çıkma yasağı biter bitmez konseye bağlılık ve şükranlarını sunmaya koşan yüksek yargı mensupları bu konuda verilen klasik örneklerdir.

Bugün, bu klasik örneklerin yanı sıra daha sıra dışı sayılabilecek bir örneği ele almak, yakın tarihimizde gerçekleşmiş bu utanç verici olayın sıcaklığını bugün dahi ensemizde hissetmemiz gerektiğini meslektaşların dikkatine sunmak istedim.

Her şey, merhum Avukat Burhan Apaydın ile ilgili yazılmış çeşitli biyografilerde “İstanbul Barosu Yönetim Kurulu’nun aksi yönde aldığı karara rağmen Yassıada sanıklarını savunan avukat…” nitelemesini görmemle başladı. İlk okuduğumda, bende oluşan tepki “hadi canım olur mu öyle şey. Bir baro, bazı sanıkların “savunulmaması” yönünde karar alır mıymış hiç? Hem de savunmanın en köklü temsilcisi, İstanbul Barosu? Hadi canım…” şeklinde oldu. Ancak bu biyografik bilgiyi, farklı farklı ve nispeten güvenilir kaynaklardan okuyunca içime de kurt düşmedi değil.

“Beş on dakikamı ayırır, bir dilekçe yazar, İstanbul Barosu’na bilgi edinme hakkı kapsamında başvurur ve işin aslını öğrenirim” dediğim bir gün o dilekçeyi hazırlayıp elektronik ortamda Baro Başkanlığına gönderdim. Açık söyleyeyim, beklediğim yanıt “Saçmalama Sayın Eren. Baronun, varlık nedenini ortadan kaldıracak, savunmanın kendini inkar sonucunu doğuracak böyle bir karara imza attığını nasıl düşünürsün? Tabii ki yok böyle bir karar” şeklinde idi. Olması gereken de bu değil mi zaten?

Birkaç gün sonra beklediğim yanıt geldi. Ancak içeriği tam olarak benim beklediğim şekilde değildi. Özetle “Birincisi, istenen karar çok eski tarihlidir; bulamadık. İkincisi 26. Madde (Bilgi Edinme H.K.) kapsamında isteğiniz reddedilmiştir” demekteydi. Karara Bilgi Edinme Üst Kurulu nezdinde yaptığım itiraz, 26. Maddenin olayda uygulanma yerinin olmadığına işaret etmekle birlikte “Baro bulamadım diyorsa bulamamıştır.” mealinde bir gerekçe ile reddedildi. Bu ret kararın bende yarattığı düşünce “Baro bulamadım diyorsa demek ki böyle bir karar yoktur” şeklinde idi; belki de buna inanmak istediğimden…

Ancak ilginç bir gelişme oldu ve bilgi edinme hakkı için kullandığım süreç tükenmişken, ve üst kurulun ret kararına rağmen bu kez Baro’dan bir yazı daha geldi ve “Daha kapsamlı bir arşiv çalışması yapılıp İstenen kararın bulunduğu ve bir örneğinin ekte gönderildiği” tarafıma bildirilmiştir. Bilgi edinme hakkının kullanılmasına bir birim sevindiysem, böyle bir kararın varlığına bin kat üzüldüm. Kararda aynen şöyle denmekteydi:

“Sabık iktidarın zamanı idaresinde hukuka aykırı fiil ve hareketleri ika ve bunlara iştirak sebebiyle haklarında açılacak davalarda maznun ve davalıların müdafiliğinin İstanbul Barosu'na mensup avukatlar tarafından deruhte edilmemesine ve keyfiyetin Türkiye Barolarına temenni suretiyle teklifine, keyfiyetin umum heyete arzına...”

Utandım. Bir avukat olarak, İstanbul Barosu üyesi bir avukat olarak çok utandım.

Hadi darbeye direnmekten geçtik; susup sessiz de mi kalamadınız? Bu müdahillik niye? Bu darbe yandaşlığı niye? Sabık iktidar ne yapmış olursa olsun bir Baro’nun vereceği karar “savunmama” olmamalıdır.

Baro ve savunma iddia makamı yerine geçemez. Hatta bunu da aşıp hüküm makamı yerine geçemez. Bizim işimiz ve görevimiz savunmaktır. Savunmamak değil.

Savunma örgütünün “savunmama kararı” alması hukukla da mantıkla da bağdaşmaz.

1960 yılında karşılaştırma yapılabilecek benzer bir olay Fransa'da yaşanmış olsaydı, misal Paris Barosu böyle bir karar alır mıydı?

Bir husus daha… Kararın tarihi : 31 Mayıs 1960
Yani darbeden sadece 4 gün sonrası!

Velhasıl, iğneyi bu kez de kendimize, savunmaya batıralım dedik.

Bilelim; bilelim ki benzer hataları (bugün Van Barosu’nda olduğu iddia edilen olay gibi) yapmayalım.

Hakan EREN
İstanbul Barosu